Bugün 2014 yılının son günü! Bu sene benim için hem güzel
hem kötü geçti. Sizin içinde durum aynı olmalı. O kadar uzun bir süre ki
bir yıl, mevsimden mevsime değişiyor duygularımız ,hayatımız. Bir yılı daha
devrildiğimiz bu yeni yılda bu yıl yaşadığımız o elim Soma faciasının bir daha
yaşanmaması, kadın ölümlerinin bitmesi, çocuk tacizlerinin son bulması, kötülerin
hükmünün son bulmasın dileğiyle. Vatanımızı gece gündüz koruyan Mehmetçiklerimize
selam olsun.Yeni yıl vatanımıza birlik
beraberlik getirsin. Ve yeni yıl sizin
için umut, aşk, sağlık, başarı getirsin… Sakın sevdiklerinizle küs girmeyin yeni
yıla. Bu gün geriye atın kırgınlıklarınızı. Şimdi onu arayın ve onu ne kadar
çok sevdiğinizi söyleyin. Unutmayın bu gün bir daha olmayacak. ;)) Kelimemi bulmam
dileğiyle…
Sevdiğim herkese veda etmek zorunda mıydım? Her şey
değişmek zorunda mıydı? Mutluluk
nerede?
Yılların patlamasını yaşıyordu aklım. Yıllarca olan
suskunluğum son bulmuştu, içimde bir his yazmalısın bunları unutmamalısın kâğıda
dökmelisin diyordu. Neden insanlar değişiyordu? İş başvuruları, hırslar, her
yıl bir tane daha fazla üflediğimiz o mumlar… Sanırım biz büyümüştük, çocukken
ki saflığımız kalsa olmaz mıydı?Hayat
ne kadar basitmiş. Mutlusun veya mutsuzsun. Çocukken hayat okula gitmek, o hep
platonik sevdiğin çocuğu görmek istemek, eve geç kaldın diye annenden azar
işitmemeyi ummak ve de sırasıyla sınavları geçip meslek sahibi olmayı hayal
etmek... Bu muydu her şey? Başka bir şey yok muydu bu hikâye de mutlu olmak,
gerçek hayallerini gerçekleştirmek, âşık olmak ve her şey. Bunlara ne olmuştu
hani beklediğimiz o beyaz atlı? Sanırım başka hayal edenler kapmıştı en
iyilerini. Aslında belki tabii böyle bir hata nasıl bilmiyorum, ya yanımdan
geçip gittiyse ve ben yanlış gözleri izlerken kaybettiysem? Böyle bir hata
olmuş olabilir mi? Neden gelip gözü mü açmadı neden ben buradayım demedi?
Uzaktan o kadar mı despotum, o kadar mı aşığım? Kahretsin ki o kadar aşığım o
da beni görmeyecek kadar salak aynı ben gibi. Hepimiz salağız ve yanlış
adamları yanlış kadınları seviyoruz. Bizden alamayacakları sevgileri vaat
ediyoruz her seferinden yılmadan yorulmadan. Bu kadar hırpalanmadan sonra bize
ilk gülümseyen piyango biletine gülümsüyoruz bu pozitifte olabilir negatifte,
işte bu da şans belki de kadar? Evleniyoruz, sonra sevgimizi çocuklarımıza
kızımıza oğlumuza veriyoruz. Peki hayat sadece bu kadar mı? Çalışıyoruz hep bir
şeyler için iyi bir liseye girmek için, iyi bir üniversiteye girmek için, mezun
olmak için, işe girince yükselmek için, yükselince ayakta kalabilmek için, mutlu(!) olmak için, para kazanmak
için, rahat(!) edebilmek için…. Uzar gider. Peki biz gerçekten mutlu muyuz?
İstemediğimiz okullara gidince? İstemediğimiz evlilikler yapınca? İstemediğimiz
işleri yaparken? Sizce bunları istemeden yapan insan nasıl mutlu olabilir?
Hayat sadece bu değil. Ben doktora gittiğimde istemeyerek bu işi yapan bana
bağırıp çağıran mutsuz bir doktor istemem mesela. Ya da inanılmaz zengin bir
ailenin çocuğu olup her gün kavga eden anne baba da istemem.
Her şey para mı?
Her şey ünvan mı? Hayat bazen aşk bazen
nefret. Biz bunun ayarını çözemiyoruz.
Uzun
zamandır kaçıyordum düşüncelerimi soyut bir şekilde dile getirmekten. Ve
dayanamadım..
Her şey
boktan giderken yazmam gerektiğini hissetim. 2 gündür sex and the city’nin 1.
Sezonuna başlamam olabilir miydi neden? Acaba Sarah Jessica Parker’ın etkisinde mi
kalmıştım. Ya da bana seni kardeşim gibi görüyorum diyerek benden kaçan sadece
kısa ilişkiler yaşamak isteyen onun değimiyle ‘içimden geldiği gibi’
diyerek kolaylığa kaçan bir adi adamın hiçbir şey olmamış gibi, evine kahve
içmeye çağırması kendimi kötü hissetmeme yeter mi? Aylar sonra unutmuşken neden
geri gelir ki? Neden yaptı diye düşünürken kalbimin acıdığını hissettim… Ona
önceden‘eskiden(!)’ hissettiğim duyguları
bilmesi mi onu bu kadar cesaretlendirmişti? Ne haddineydi benim gibi bir kızı
bu şekilde çağırmak? Canım yandı, sanki nefes alamadım boğuldum. Bağırmak
istedim hem de delicesine! Biz kadın ırkı hep düşüncelerimizi duygularımızı
saklamak zorunda mıydık? Belki ona karşı hislerimi bilmeseydi peşimden
koşardı? Hani bizim hiç burnumuza koymadığımız diğer erkekler gibi? Erkekler ,
onların deyimiyle ‘karşı cinsten’ istediğini alınca vazgeçmezleronlara yansıttıkları şeffaf duygulardan
vazgeçerler. Konumuza dönelim. O neye istinaden böyle bir şey yapmıştı sizce? Pişman mıydı? Yoksa
özlemiş miydi? Yoo hayır belki beni deniyordu? Beni hala özlüyordu ve hala
adam gibi karşıma çıkamayacağını biliyordu. Evet sorun tam da buydu, aslında
korkuyordu; beni ve kendini üzmekten. Belki benden diğerleri gibi kopamayacaktı
ve biliyordu kendi de değişmesi gerektiğini biliyordu. Fakat yapamazdı klasik
erkek hikayeleri ‘Bir kızı çok sevdim her şeyi verdim, şunlardan vazgeçtim..
bla bla bla’.. Saygı duymuyorum zannetmeyin, sadece bu bir bahane olmamalı biz
kadınlar nelerden vazgeçmiyoruz ki? Ben ondan vazgeçtim mesela, canım yandı ve
hala acıyor. Ama daha mutlu olmak için önüme bakıyorum ya da bakmaya
çalışıyorum.
Önümde ne var söyleyeyim mi yine bombok bir
adam, yine korkak yine uzak…