31 Aralık 2014 Çarşamba

Yeni Yıl :)


  Yeni güzel bir merhaba,

Bugün 2014 yılının son günü! Bu sene benim için hem güzel hem kötü geçti. Sizin içinde durum aynı olmalı. O kadar uzun bir süre ki bir yıl, mevsimden mevsime değişiyor duygularımız ,hayatımız. Bir yılı daha devrildiğimiz bu yeni yılda bu yıl yaşadığımız o elim Soma faciasının bir daha yaşanmaması, kadın ölümlerinin bitmesi, çocuk tacizlerinin son bulması, kötülerin hükmünün son bulmasın dileğiyle. Vatanımızı gece gündüz koruyan Mehmetçiklerimize selam olsun.  Yeni yıl vatanımıza birlik beraberlik getirsin.  Ve yeni yıl sizin için umut, aşk, sağlık, başarı getirsin… Sakın sevdiklerinizle küs girmeyin yeni yıla. Bu gün geriye atın kırgınlıklarınızı. Şimdi onu arayın ve onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Unutmayın bu gün bir daha olmayacak. ;)) Kelimemi bulmam dileğiyle…

                                                                                                                             SEVGİLER…

                                                                                                              KELİMESİNİ ARAYAN KADIN

30 Aralık 2014 Salı

İçim acıyor...


 
  Sevdiğim herkese veda etmek zorunda mıydım? Her şey değişmek zorunda mıydı? Mutluluk nerede?

Yılların patlamasını yaşıyordu aklım. Yıllarca olan suskunluğum son bulmuştu, içimde bir his yazmalısın bunları unutmamalısın kâğıda dökmelisin diyordu. Neden insanlar değişiyordu? İş başvuruları, hırslar, her yıl bir tane daha fazla üflediğimiz o mumlar… Sanırım biz büyümüştük, çocukken ki saflığımız kalsa olmaz mıydı?  Hayat ne kadar basitmiş. Mutlusun veya mutsuzsun. Çocukken hayat okula gitmek, o hep platonik sevdiğin çocuğu görmek istemek, eve geç kaldın diye annenden azar işitmemeyi ummak ve de sırasıyla sınavları geçip meslek sahibi olmayı hayal etmek... Bu muydu her şey? Başka bir şey yok muydu bu hikâye de mutlu olmak, gerçek hayallerini gerçekleştirmek, âşık olmak ve her şey. Bunlara ne olmuştu hani beklediğimiz o beyaz atlı? Sanırım başka hayal edenler kapmıştı en iyilerini. Aslında belki tabii böyle bir hata nasıl bilmiyorum, ya yanımdan geçip gittiyse ve ben yanlış gözleri izlerken kaybettiysem? Böyle bir hata olmuş olabilir mi? Neden gelip gözü mü açmadı neden ben buradayım demedi? Uzaktan o kadar mı despotum, o kadar mı aşığım? Kahretsin ki o kadar aşığım o da beni görmeyecek kadar salak aynı ben gibi. Hepimiz salağız ve yanlış adamları yanlış kadınları seviyoruz. Bizden alamayacakları sevgileri vaat ediyoruz her seferinden yılmadan yorulmadan. Bu kadar hırpalanmadan sonra bize ilk gülümseyen piyango biletine gülümsüyoruz bu pozitifte olabilir negatifte, işte bu da şans belki de kadar? Evleniyoruz, sonra sevgimizi çocuklarımıza kızımıza oğlumuza veriyoruz. Peki hayat sadece bu kadar mı? Çalışıyoruz hep bir şeyler için iyi bir liseye girmek için, iyi bir üniversiteye girmek için, mezun olmak için, işe girince yükselmek için, yükselince          ayakta kalabilmek için, mutlu(!) olmak için, para kazanmak için, rahat(!) edebilmek için…. Uzar gider. Peki biz gerçekten mutlu muyuz? İstemediğimiz okullara gidince? İstemediğimiz evlilikler yapınca? İstemediğimiz işleri yaparken? Sizce bunları istemeden yapan insan nasıl mutlu olabilir? Hayat sadece bu değil. Ben doktora gittiğimde istemeyerek bu işi yapan bana bağırıp çağıran mutsuz bir doktor istemem mesela. Ya da inanılmaz zengin bir ailenin çocuğu olup her gün kavga eden anne baba da istemem.
Her şey para mı? Her şey ünvan mı? Hayat  bazen aşk bazen nefret. Biz bunun ayarını çözemiyoruz.        
Eğer çözen varsa bana da anlatsın.

 

                                                                                         

29 Aralık 2014 Pazartesi

Merhaba


 

Ben geldim…

Uzun zamandır kaçıyordum düşüncelerimi soyut bir şekilde dile getirmekten. Ve dayanamadım..

 
Her şey boktan giderken yazmam gerektiğini hissetim. 2 gündür sex and the city’nin 1. Sezonuna başlamam olabilir miydi neden? Acaba Sarah Jessica Parker’ın etkisinde mi kalmıştım. Ya da bana seni kardeşim gibi görüyorum diyerek benden kaçan sadece kısa ilişkiler yaşamak isteyen onun değimiyle ‘içimden geldiği gibi’ diyerek kolaylığa kaçan bir adi adamın hiçbir şey olmamış gibi, evine kahve içmeye çağırması kendimi kötü hissetmeme yeter mi? Aylar sonra unutmuşken neden geri gelir ki? Neden yaptı diye düşünürken kalbimin acıdığını hissettim… Ona önceden  ‘eskiden(!)’ hissettiğim duyguları bilmesi mi onu bu kadar cesaretlendirmişti? Ne haddineydi benim gibi bir kızı bu şekilde çağırmak? Canım yandı, sanki nefes alamadım boğuldum. Bağırmak istedim hem de delicesine! Biz kadın ırkı hep düşüncelerimizi duygularımızı saklamak zorunda mıydık? Belki ona karşı hislerimi bilmeseydi peşimden koşardı? Hani bizim hiç burnumuza koymadığımız diğer erkekler gibi? Erkekler , onların deyimiyle ‘karşı cinsten’ istediğini alınca vazgeçmezler  onlara yansıttıkları şeffaf duygulardan vazgeçerler. Konumuza dönelim. O neye istinaden böyle bir şey yapmıştı sizce? Pişman mıydı? Yoksa özlemiş miydi? Yoo hayır belki beni deniyordu? Beni hala özlüyordu ve hala adam gibi karşıma çıkamayacağını biliyordu. Evet sorun tam da buydu, aslında korkuyordu; beni ve kendini üzmekten. Belki benden diğerleri gibi kopamayacaktı ve biliyordu kendi de değişmesi gerektiğini biliyordu. Fakat yapamazdı klasik erkek hikayeleri ‘Bir kızı çok sevdim her şeyi verdim, şunlardan vazgeçtim.. bla bla bla’.. Saygı duymuyorum zannetmeyin, sadece bu bir bahane olmamalı biz kadınlar nelerden vazgeçmiyoruz ki? Ben ondan vazgeçtim mesela, canım yandı ve hala acıyor. Ama daha mutlu olmak için önüme bakıyorum ya da bakmaya çalışıyorum.

 Önümde ne var söyleyeyim mi yine bombok bir adam, yine korkak yine uzak…