Ben geldim…
Uzun
zamandır kaçıyordum düşüncelerimi soyut bir şekilde dile getirmekten. Ve
dayanamadım..
Her şey
boktan giderken yazmam gerektiğini hissetim. 2 gündür sex and the city’nin 1.
Sezonuna başlamam olabilir miydi neden? Acaba Sarah Jessica Parker’ın etkisinde mi
kalmıştım. Ya da bana seni kardeşim gibi görüyorum diyerek benden kaçan sadece
kısa ilişkiler yaşamak isteyen onun değimiyle ‘içimden geldiği gibi’
diyerek kolaylığa kaçan bir adi adamın hiçbir şey olmamış gibi, evine kahve
içmeye çağırması kendimi kötü hissetmeme yeter mi? Aylar sonra unutmuşken neden
geri gelir ki? Neden yaptı diye düşünürken kalbimin acıdığını hissettim… Ona
önceden ‘eskiden(!)’ hissettiğim duyguları
bilmesi mi onu bu kadar cesaretlendirmişti? Ne haddineydi benim gibi bir kızı
bu şekilde çağırmak? Canım yandı, sanki nefes alamadım boğuldum. Bağırmak
istedim hem de delicesine! Biz kadın ırkı hep düşüncelerimizi duygularımızı
saklamak zorunda mıydık? Belki ona karşı hislerimi bilmeseydi peşimden
koşardı? Hani bizim hiç burnumuza koymadığımız diğer erkekler gibi? Erkekler ,
onların deyimiyle ‘karşı cinsten’ istediğini alınca vazgeçmezler onlara yansıttıkları şeffaf duygulardan
vazgeçerler. Konumuza dönelim. O neye istinaden böyle bir şey yapmıştı sizce? Pişman mıydı? Yoksa
özlemiş miydi? Yoo hayır belki beni deniyordu? Beni hala özlüyordu ve hala
adam gibi karşıma çıkamayacağını biliyordu. Evet sorun tam da buydu, aslında
korkuyordu; beni ve kendini üzmekten. Belki benden diğerleri gibi kopamayacaktı
ve biliyordu kendi de değişmesi gerektiğini biliyordu. Fakat yapamazdı klasik
erkek hikayeleri ‘Bir kızı çok sevdim her şeyi verdim, şunlardan vazgeçtim..
bla bla bla’.. Saygı duymuyorum zannetmeyin, sadece bu bir bahane olmamalı biz
kadınlar nelerden vazgeçmiyoruz ki? Ben ondan vazgeçtim mesela, canım yandı ve
hala acıyor. Ama daha mutlu olmak için önüme bakıyorum ya da bakmaya
çalışıyorum.
Önümde ne var söyleyeyim mi yine bombok bir
adam, yine korkak yine uzak…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder